Posts

Zaman, Mekan ve İnsan

Image
Kör Sağır Dilsiz Modern şehir hayatı yeryüzünde hepimizi daha önce insanımızın hiç bilmediği bazı duygular ve düşünceler tecrübe etmeye zorluyor. Son yüzyılda değişen dünyanın fotoğrafını en iyi temaşa edebileceğimiz yerler şehirler. Sadece değişimin merkezindeki ülkeler değil, bizim şehirlerimiz de bu fotoğrafın bir parçası artık. Çehrelerimize yansıyor modern şehir hayatı. Farkında olmadan tavrımızı, bakışımızı, gündelik yapıp etmelerimizi şekillendiriyor. İnsan modern şehirler karşısında edilgen, sağa sola savrulan bir meta. Gündelik keşmekeşinde binlerce farklı anından, şehrin kör, sağır ve dilsiz oluşu insanımızın kültürel kodlarıyla en savaşkan yönlerinden biri. Şehir, yabancıların birbirleriyle karşılaştığı yer. Kimsenin birbirini tanımadığı ve kimsenin birbiri üzerinde baskı kuramadığı bir yaşam alanı. Şehirde hiç kimse başkalarıyla iletişime geçmiyor; yalnızca alış-veriş. Ve hiç kimse başkalarıyla nasıl konuşulacağını bilmiyor. Kadim mahalle elbette modern ş...
Image
Kapitalizmin Şafağında Kara Ölüm Yirmi birinci yüzyıla kadar uzanan ve önümüzdeki asırları da yönlendireceğe benzeyen kapitalist ekonomik ve toplumsal düzenin temelleri Batı Avrupa’da 11.yüzyılın sonu ve 12.yüzyılın başlarına kadar gider. Feodal dönem olarak sıkça bahsedilen bu dönemin kendine mahsus özelliklerinin yanında, Batı Avrupa’da nevi şahsına münhasır bir üslupla yaşanan bu dönem kendinden sonra gelen bütün nesilleri köklü bir şekilde etkileyecek koşullara sahipti. Feodalite bir bakıma insanlığın yerleşik hayata geçip kitleler halinde tarımla uğraşmaya başlamasından sanayi devrimine kadar yaşanan tüm süreçleri kapsar; her ne kadar farklı bölgelerde farklı yöntemlerle icra ediliyor olsa da genel bir benzerlikten bahsedebiliriz. Marc Bloch’un dönemselleştirmesine göre, feodalite iki dönemde incelenir. Birinci feodal dönem hepimizin bildiği gibidir. Tarımsal üretim iktisadi hayata hâkimdir. Lordun malikânesinde efendi, köylüler ve domuzlar aynı yerde yaşar. Senyör, serf...
Zaman, Mekân ve İnsan Bundan çok değil, belki yarım asır önce birine ‘Buradan oraya gitmek ne kadar sürer?’ diye sorulduğunda muhtemelen şu cevapları duyabilirdik: ‘Eğer hızlı yürürsen aşağı yukarı bir saat.’ ‘Eğer şimdi yola çıkarsan öğlene doğru orda olursun.’ ‘Gün batmadan varırsın.’ Bu cevaplar doğa ve insan referanslı cevaplardır. Günümüzde ise bu soruya verilen cevap, şüphesiz önce hangi vasıtayla – araba mı tren mi uçak mı- yola çıkılacağı olurdu ve daha sonra bir süre tayin edilirdi. Bauman’ın ifadesiyle, eskiden eğer insanları ‘mekân’ ve ‘zaman’ kavramları ile neyi kastettiklerini açıklamaya zorlasaydınız size büyük ihtimalle, ‘mekanın’ belli bir süre içinde kat ettiğiniz şey, ‘zamanın’ ise o mekanı kat etmek için gerekli şey olduğunu söylerlerdi. Mekan, zaman ve insan arasında kaçınılmaz diyalektik bir ilişki vardır. En genel anlamda özne insandır; zamanın ve mekânın nasıl teşekkül etmesi gerektiği konusunda karar mercii konumundadır. Diğer taraftan, zaman ve mekân ...
İlerlemeci Anlayış ve Toplum Günden güne çopurlaşan yer yuvarlağında Bizleri yan çizen birer hemşeri haline sokan nedir? İ.Özel Yaşadığımız çağa hayatiyetini, ehemmiyetini ve ayrıcalığını veren en önemli sacayaklarından bir tanesi ilerlemeci anlayıştır. Modern dönemde Avrupa’da yaşanan tarihsel süreçteki hızlı ve köklü değişimler, Batılı toplumları tarihin içinde bir ilerleme olduğu inancına itmiştir. Eski çağlardan beri insanlığın ortaya koyduğu ilmi ve teknik bilgi pek küçük farklılıklarla günümüze kadar gelmişti. M.Ö 6000 dolaylarında icat edilen kağnı, saban, çekiç, örs, orak gibi gündelik hayatı kolaylaştıran aletler, 20.yüzyılın ortalarına kadar dünyanın birçok yerinde hala kullanılıyordu. Ancak, son birkaç yüzyılda insanlığın ortaya koyduğu müşterek bilgi bir hayli artmış ve dünya bir anda çok hızlı bir değişim ve dönüşüm sürecine girmiştir. Bilimde ve buna bağlı olarak toplumda bir ilerlemenin olduğuna dair inanç, Avrupa'da bir slogan olarak yayılmış ve sonund...
Aydınlanma ve Muhafazakâr Tepki Aydınlanma nedir sorusuna verilen son cevapla başlamak gerekirse, ‘insanın kendi suçu ile düşmüş olduğu bir ergin olmama durumundan kurtulmasıdır’ der Kant. Yüzyıllarca geleneksel otoritelerin boyunduruğu altında sınırlı eylemler ifa edebilmiş toplumları ergin olmamakla suçlayan Kant, bunun ancak aklı kullanmak ve özgürce eyleyebilmekle aşılabileceğini savunur ve ‘Sapare Aude!’ ‘Aklını kullanma cesaretini göster!’ parolasıyla insanlığa bir çıkış kapısı aralar. Aydınlanma dediğimizde on sekizinci yüzyılda etkili olan ve İngiliz Devrimiyle başlatılıp Fransız Devrimiyle bitirilen ve etkisini hala gösteren bir felsefi hareketten bahsediyoruz. Bu hareketin temel amacı, insanları ‘kötü’ ve ‘köleleştirici’ olduğuna inanılan mit, önyargı ve hurafelerin yani kurulu dinin temsil ettiği eski düzen (ancien regime)’den kurtararak, ‘iyi’ ve ‘özgürleştirici’ olduğu kabul edilen aklın düzenine sokmaktır. Wilhelm Dilthey’in kavramlarıyla söylersek, aklın özerkliği,...