Zaman,
Mekân ve İnsan
Bundan çok değil, belki yarım asır önce birine
‘Buradan oraya gitmek ne kadar sürer?’ diye sorulduğunda muhtemelen şu
cevapları duyabilirdik: ‘Eğer hızlı yürürsen aşağı yukarı bir saat.’ ‘Eğer
şimdi yola çıkarsan öğlene doğru orda olursun.’ ‘Gün batmadan varırsın.’ Bu
cevaplar doğa ve insan referanslı cevaplardır. Günümüzde ise bu soruya verilen
cevap, şüphesiz önce hangi vasıtayla – araba mı tren mi uçak mı- yola
çıkılacağı olurdu ve daha sonra bir süre tayin edilirdi. Bauman’ın ifadesiyle, eskiden
eğer insanları ‘mekân’ ve ‘zaman’ kavramları ile neyi kastettiklerini
açıklamaya zorlasaydınız size büyük ihtimalle, ‘mekanın’ belli bir süre içinde
kat ettiğiniz şey, ‘zamanın’ ise o mekanı kat etmek için gerekli şey olduğunu
söylerlerdi.
Mekan, zaman ve insan arasında kaçınılmaz diyalektik
bir ilişki vardır. En genel anlamda özne insandır; zamanın ve mekânın nasıl
teşekkül etmesi gerektiği konusunda karar mercii konumundadır. Diğer taraftan,
zaman ve mekân da salt edilgen konumda değildir. Özellikle mekân, hem bir ürün
hem de üretim süreçlerine doğrudan müdahil olan kurucu bir unsurdur. Henri
Lefebvre Mekânın Üretimi derken en başta mekânın üretilebilen bir nesne
olduğunu kabullenir; ancak hemen ardından mekânın ürün-üretici bir özne
olduğunu ekler. Bu üç etken ve aynı zamanda edilgen unsur hayatiyetlerini hiç
kaybetmeden çağları ve nesilleri kurabilme becerisine sahiptir. Toplumsal
süreçlerle yoğrulan mekan, bir sonraki nesli yoğurmak için bütün harcıyla
toplumsallığa müdahele etmektedir ve bu da zaman demektir.
Zaman, mekan ve insan arasındaki bu vazgeçilmez
ilişkiyi tarih boyunca en yoğun hisseden toplumlar modern sonrası toplumlar
olmuştur. Modernite ve sonrasının güçlü iktidar kaygıları zamanı, mekanı ve
insanı sürekli kontrol altında tutmayı, gözetlemeyi, denetim altına almayı,
sevk ve idare etmeyi zorunlu kılmıştır.
‘Başka hiçbir yerde makine sanayinin toplumsal
hayatımıza getirdiği muazzam değişiklikler, şehirde olduğu gibi kendini
gösterememişlerdir’, der Ernest Burgess. Sanayileşmeyle birlikte insanların mekân
algılarında radikal bir değişim gerçekleşir ve geleneksel dönemlerde ‘kelebek
etkisi’ denebilecek bir yöntemle; yani şehrin merkezine inşa edilen birkaç
temel yapı ile toplumsal mekânın yaratılması yöntemiyle kurulan kentsel mekân,
modern dönemde kurgulanan, tasarlanan, planlanan, önceden hesap edilen bir
mekânsal örgütlenmeyle yer değiştirir. Yine Bauman’a atıf yaparsak, mekânların
haritalandırılmasından, haritaların mekânlaştırılmasına bir geçiş söz
konusudur. Bunun öncüsü Paris’tir ve Paris’in mimarı Hausmann şehri
modernitenin başkenti haline getirmiştir.
Bu üç kurucu unsuru etkileyen en önemli faktör,
ekonomik örgütlenme biçimi ve üretim araçlarıdır. Üretim tarzı kendi mekânını
üretir. Feodal üretim ilişkileri nasıl kendi mekânsal-zamansal örgütlenmesini
kurmuşsa, kapitalizm de bunu en radikal şekilde, geçmişten bugüne zerre kalıntı
bırakmayacak şekilde üretmiştir. Sosyalizmin de dünyaya bir teklifi olsaydı, o
da kendi örgütlenmesini kurabilirdi ancak sosyalizm
mekân üretemeyecek kadar 'yoktur'. Buradan sonra, mekân politik, ekonomik ve
toplumsal bir eyleme dönüşür. Hem siyaset, ekonomi ve toplum tarafından teşkil
edilen hem de siyaseti, ekonomiyi ve toplumu şekillendiren bir eylem.
Modern düşüncenin temel itkisi tahakkümdür. Modernite
çelik ve beton yığını fabrikaların dikenli tellerle çevrili duvarları arasında
olabildiğince katılaştırarak ve ehlileştirerek zamana; bu zaman içerisinde sıkı
kontrol mekanizmalarıyla hareket kabiliyetini mesai saatlerine hapsederek
insana; ve en keskin şekliyle konut ve işyerini ayırıp her alanı ekonomik bir
artı ürüne tahvil etme kabiliyetiyle ve olabildiğince hantal ve ağırlaştırarak mekana
tahakküm eder. Sanayi kapitalizminin mekânsal-zamansal örgütlenmesini ve ortaya
çıkardığı insan tipini en iyi Fordist fabrika sistemlerinde görebiliriz. Daniel
Bell bu tür yuva/kale/hapishaneler içinde en çok gıpta edilen örnek olarak
General Motors’un Michigan’daki Willow Run Fabrikasını gösterir. Fabrika alanın
kapladığı alan yaklaşık bin kilometrekareydi.
Bir otomobil üretmek için gerekli bütün malzeme tek ve
devasa bir binanın muazzam büyüklükte bir çatının altındaydı. İktidarın mantığı
ile kontrolün mantığı ‘içerisi’ ile ‘dışarısı’ arasında yapılan katı ayrımda ve
bu ikisi arasındaki sınırın titizlikle korunmasında yatar. Fabrika ne kadar
büyükse o kadar verimli demektir. Modernitenin ağır versiyonunda ilerleme
demek, boyut olarak büyüme ve mekânsal genişleme demekti. Modern düşüncenin mekânları
tekdüze ve tek tip yapmaktaki ana gayesi tek tip ve tek düze, seri üretimden
çıkmışçasına insan tipleri üretmekti.
Mekân münferit olarak insan yığınlarının birleştiği ve
sosyal koşulların toplaştığı, sokaklar, kurumlar, ulaşım araçları, konutlar
gibi bileşenlerden çok daha fazlasıdır. Mekân bir ruh haline tekabül eder.
Gelenek ve adetlere ve bu adetlerin özünde yer alan düzenlenmiş davranış ve
duyarlılığa karşılık gelir. Başka bir deyişle mekân, yalnızca fiziki bir
mekanizma değil; onu oluşturan insanların içinden geçtikleri hayati süreci de
kapsar. Doğanın ve insanın ürünüdür; aynı zamanda insanın üreticisidir. Ayrıca,
mekân ahlaki bir örgütlenme de sunar. Mekânı kuran bütün unsurlar, en
nihayetinde toplumsallığımızı kuracaktır.
Bütün bunlar bir yana, günümüzde ne geleneksel
zamanların yarattığı mekan ve insan vardır elimizde ne de ağır, katı, hantal
modernitenin ürettiği tekdüze, ehlileşmiş mekan ve insan tasavvuru. Marx,
modern kapitalizm için ‘katı olan her şeyi buharlaştırıyor’ demişti; bugünde
bütün katılıklar eridi ve Bauman’ın müthiş tespitiyle akışkan hale gelmiş
durumda. Artık devasa arazilere inşa edilmiş tonlarca ağırlıkta makineleri
barındıran fabrikalar yerine, laptopların sığabileceği kadar bir mekan herkesin
işini görmekte. Küçük bir evrak çantası, laptop ve cep telefonuyla
olabildiğince hafifleşmiş insanlar, katı modernitenin bütün kıpırtısızlığını
bir kenara atmış ve en uzak mesafelere bir uçak bileti kadar yaklaşmışlardır.
Şimdi, hafifleşen zaman, mekânın bütün imtiyazını yok etmiş, bütün mekânları
eşitlemiş ve her yeri anında ulaşılabilecek bir konum haline getirmiştir. Eskiden
bir kont, bir serften daha konforlu, daha donanımlı tasarlanmış araçlarla
seyahat edebilirdi; ancak aynı hızla ilerlemek her ikisinin de kaçınılmaz
kaderiydi. Şimdi ise kimileri bütün mekânları zamanın anındalığıyla mobil hale
getirirken, kimileri hala kalın duvarlarla örülmüş, onlar için yazgılanmış
hayatlarının dar sokaklarında yaşamaya çalışmakta; kimilerininse bütün mekânları
ayaklarının altından alınmaktadır.
Elbette insan, zaman ve mekan üçlüsünün geleneksel
dönemlerden günümüze dek geçtiği bütün evreleri tek tek ele almak mümkün değil.
Ancak, bu mefhumların nasıl bir dönüşüm geçirdiğini idrak etmek, dünyamızda
gerçekleşen olaylara olan vukufiyetimizi ve olaylara bir başka veçheden
bakabilme kabiliyetimizi artırma açısından oldukça önemli. İçinde yaşadığımız
zaman içinde, kişisel hayatlarımızda şahit olduğumuz her bir olay, aslında
bütün yerkürede gerçekleşen radikal dönüşümlerin bir yansımasıdır. Zamanı,
mekanı ve insanı anlamak, toplumu ve kendimizi
anlamak anlamına gelecektir.
Comments
Post a Comment