Kör Sağır Dilsiz


Modern şehir hayatı yeryüzünde hepimizi daha önce insanımızın hiç bilmediği bazı duygular ve düşünceler tecrübe etmeye zorluyor. Son yüzyılda değişen dünyanın fotoğrafını en iyi temaşa edebileceğimiz yerler şehirler. Sadece değişimin merkezindeki ülkeler değil, bizim şehirlerimiz de bu fotoğrafın bir parçası artık. Çehrelerimize yansıyor modern şehir hayatı. Farkında olmadan tavrımızı, bakışımızı, gündelik yapıp etmelerimizi şekillendiriyor. İnsan modern şehirler karşısında edilgen, sağa sola savrulan bir meta.

Gündelik keşmekeşinde binlerce farklı anından, şehrin kör, sağır ve dilsiz oluşu insanımızın kültürel kodlarıyla en savaşkan yönlerinden biri. Şehir, yabancıların birbirleriyle karşılaştığı yer. Kimsenin birbirini tanımadığı ve kimsenin birbiri üzerinde baskı kuramadığı bir yaşam alanı. Şehirde hiç kimse başkalarıyla iletişime geçmiyor; yalnızca alış-veriş. Ve hiç kimse başkalarıyla nasıl konuşulacağını bilmiyor.

Kadim mahalle elbette modern şehir hayatının değerleriyle taban tabana zıt. Çünkü mahallede ‘öteki’ ile münasebet had safhada. Varsıl ile yoksul, çiftçi ile memur, müslüman ile gayri müslim mahallede ortak bir alanı paylaşıp hayata ortak bir pencereden bakabilir. Mahallenin zenginleri yoksullarını gözetir, gözetebilir. Son zamanlara kadar mahalle hep insanın ‘öteki’ ile karşılaşabildiği yer olmuştur. Dikey bir bölünmeden ziyade, mahalle toplumu yatay düzlemde parçalara ayırır ve hiçbir parçası bütünden ayrı düşünülmez. Bu anlamda geleneksel mahalle kültürü çok kültürlü, çok sınıflı, heterojen ve dışa açık. Kadim şehirlerimiz de zaten bu çeşitliliğin mekânları. Şehirde kaybolmadan varlığını sürdürebilen farklılığın, bir zenginlik telakkisi olduğu yer kadim şehirler. Her an insandan bir nüve alan ve her an insana bir değer katan.

Modern şehirlerimiz ise insan müdahalesini en aza indirecek şekilde tasarlanmış; insanın bütün etkinliklerini yok sayan ve içinde sadece konut edinebileceğimiz dondurulmuş kalıplar. Şehirleri zamana uydurmak için yapılan kentsel yenileme çalışmalarının ortaya çıkardığı en önemli sonuç: Kentsel ayrışma. Toplumun farklı kesimlerini birbirinden ayrıştıran, araya duvarlar ören, insan müdahalesini sıfırlayan, bütünleştirici olmaktan çok uzak ve yalnızca ekonomik temelde dağılım gösteren, inançları yaşamayı bile bir statü meselesi haline getiren şehirler kurduk. Düzensizlikten, suçtan ve yoksullardan alabildiğine saklanmaya ve uzaklaşmaya çalışan şehrin insanı, toplumun ‘ötekileriyle’ olabildiğince temassız, kurtarılmış, kapılı, kapalı, steril ortamlarında yaşamak için servetler harcıyor.

Peki böyle bir tasarım insanımıza neleri teklif ediyor? Kör, sağır ve dilsiz olmayı. Görmüyoruz, çünkü herkes bize benziyor. Güvenlik kameralarıyla 7/24 izlenen sitelerden lüks araçlarla işlerine giden kitleler ‘öteki’ insanın yaşadığı hayatı biraz olsun müşahede etmekten aciz. Duymuyoruz, çünkü toplumun bütün kesimlerinden gelebilecek bütün seslere kulaklarımızı tıkadık. Kimseyle konuşmuyoruz, çünkü bizim, hızla insanoğlunu içinde fırıldak eden dünyanın hengâmesinde ülkeyi kurtaracak işlerden arta kalan zamanımız yok; zaten onlarla konuşmak için vergi verdiğimiz memurlar var ve her ay iban numarasına sadaka gönderdiğimiz yardım kuruluşları onlar için çalışıyor.

Modern insan gizlediği, sakladığı, duvarlarının arkasına, ajandalarının kenarlarına not ettiği insanları, hayatları ancak filmlerde görüyor. ‘Vay be böyle hayatlar da mı varmış?’ diye hayrete düştüğümüz onca ömrü, milyonlarca insan yaşıyor. Mülteci kamplarını, kampı bile olmayan mültecileri, açlıktan ölen çocukları, arka mahallemizde onlarca acıdan kopup gelmiş tedirgin bakışlı anneleri saymıyorum bile.

Modern hayat insanı nefsine hapseden bir yaşama biçimidir. Bütün bir hayatı sadece kendisi için yaşar. Şehirler de buna göre planlanır, yeniden ve yeniden üretilir. Ötekiyle barışkın yaşamak için atılan her adım şifreli kapılarla karşılaşır. Nefsimizle kavgaya tutuştuğumuz şu günlerde kızıl develere sahip olmaktan daha evla bir iş arıyorsak, o da başkasını yaşatmak için yaşamaktır. Gâvurların getirdiği tüm değerlere rağmen, olabildiğince görmek, duymak ve konuşmak…

Serkan Çelik
4 Ramazan 1441




Comments

Popular posts from this blog